en_US
en
off
Mobile View
Desktop View
 

Powered By Ali Üçpınar

Kral
3833
 

  Bazı fıkralar milli sınırları aşar ve milletlerarası bir şöhret kazanır. Meşhur yazar Andersen’in masal ve fıkraları da böyledir. Şimdi size onun herkesçe bilinen bir fıkrasını anlatayım.
Zamanın da giyim kuşama çok meraklı bir hükümdar varmış. Bir giydiğini bir daha giymez, her elbisesinin birbirinden daha güzel olmasını istermiş. Dünyanın her tarafından kendisine, başkalarından daha ihtişamlı bir elbise sunmak üzere birçok insanlar gelir ve Hükümdar’dan para koparmak için birbirleriyle yarışırlarmış. 


Bir gün bu Hükümdar’ın karşısına iki sahtekâr adam gelmiş ve kendilerinin sadece akıllı kimselerin görebileceği bir kumaşları olduğunu ondan bu Hükümdar’a elbise dikmek istediklerini söylemişler. Hükümdar bu, aptalların göremediği kumaştan elbise yaptırmak hevesine kapılmış.

Hükümdar bu sayede adamlarının akıllı olanlarıyla aptal olanlarını tanıyıp anlayabileceğini düşünmüş.
Sahtekârlar işe koyulmuşlar.

İhtiyaçları olan şeyleri istemişler. Her istedikleri temin olunmuş. Sarayın en istisna yerine yerleşip faaliyete geçmişler. Günler geçmiş ortaya bir şey çıkmamış olduğunu gören Hakan, baş vezirini çağırarak:
“Git bak, şu adamlar ne yapıyor” talimatını vermiş. Baş vezir, sahtekâr terzilerin odasına girdiğinde aynı bir terzinin ölçüp biçmesi gibi hareketler yaptıklarını fakat ortada kumaş ve elbise namına bir şey olmadığını görmüş.


Padişah’a dönüp bir şey göremediğini söylese aptallığına hükmedileceği düşüncesiyle terzilerin çalıştıklarını diktikleri elbisenin henüz tamamlanmış olmamakla beraber çok harika bir şey olduğunu söylemiş. Günler geçiyor, sahtekâr terziler ortaya elle tutulur gözle görülür bir şey koyamıyor.


Hakan ise her gün bir başka vezirini gönderiyor, terzilerin faaliyeti hakkında malumat alıyormuş. Terzilerin yanına gidip gelen her vezir bir şey göremediği halde aptal damgasını yememek için sahtekârların hayali elbiselerini methedip duruyorlarmış.


Niçin bu kadar uzadığını soran Hakan’a da:


“−Aman efendim o öyle ihtişamlı elbise ki, kolayca bitirilip ortaya çıkarılamaz.” diyorlarmış.
Nihayet bir gün sahtekâr terziler elbisenin hazır olduğunu söyleyerek Kral’ın yanına gelmişler. Kollarının üstünde çok güzel, ihtişamlı bir elbise taşıyorlarmış gibi hareketler yaparak:
“−İşte efendimiz size layık olan elbise nihayet bitti. 
Buyurup giyininiz.” demişler.

Padişah ortada elbise diye bir şey göremediği halde:
“−Ben bir şey göremiyorum!..” diyememiş.
“−Ooo muhteşem amma da güzel oldu!” demek mecburiyetinde kalmış.
Hükümdar, aptal damgasını yememek için ortada olmayan hayali elbiseyi böyle metheder de vezirler dururlar mı?

Onlar da bu elbiseyi her biri diğerinden daha baskın bir şekilde methetmeye başlamışlar. Sahtekârlar elbiseyi giydirmek için Hakan’ı don gömlek soymuşlar. Sonra da bir takım hayali hareketlerle olmayan elbiseyi güya ona giydirmişler.
Hakan güya giydirilmiş olduğu halde, sarayın kapısından dışarı çıkmış. Halk hükümdarlarını alkışlamak için saray kapısından itibaren yolları tıka basa doldurmuşken hükümdarın dışarı çıktığını görenler arasında bir çocuk bağırmış:


“−Aaa Kral çıplak!”

Tabii sokaktaki halka, Kral’a güya giydirilmiş olan elbiseyi ancak  akıllıların görebileceği yolunda bir telkinat, uyarı yapılmadığı için onlar da vezirlerin aptal sayılmak endişesi gibi bir endişe mevcud değilmiş. Ancak yine de Kral’ın çıplaklığını ifade etmeyi belki de biraz edep biraz korku duygusuyla söyleyemeyeceklermiş, ama çocuk bu, böylece bağırınca balon delinmiş. Herkes birbirine:
“−Aaa sahi Kral çıplak, Kral çıplak.” diye bağrışarak dağılmışlar.















Günümüzde de aslında böyle somut fıkralara dönüşerek gözler önüne serilmesede, bu hikayedeki gibi, Kral Çıplak hadiseleri yaşandı ve yaşanıyor.

2013 yılına girdiğimiz şu günlerde, bir yandan dünyanın en gelişmiş ülkelerinin ekonomik krizlerle sarsılışını ve yavaş yavaş dibe vuruşunu seyrederken. Diğer bir yandan gerek bu ülkelerde, gerek diğer ülkelerde genç girişimcilerin atılımlarını ve büyük başarılarını görüyoruz. Hiç sermayeleri olmayan, babadan zengin olmayan yetenekli genç kişiler bunlar. Eskisi gibi, artık sadece parası olan bir şeyler yapmıyor, fikri olan, bilgiyi kullanabilen genç liderleri Dünya nın her bir yanında görmek mümkün.


Dünya nüfusunun sadece % 10 u zenginlerden oluşuyor. Bu rakam sizi yanıltmasın, çünkü dünyada ki tüm paranın % 90 nı bu %10 luk kesimin elinde bulunuyor. Zenginlerin dışındaki bütün insanlık yani % 90 lık kesim dünyadaki paranın % 10 uyla idare ediyor.


Bizim konumuz   % 10 la, idare eden %90 lık kesim.


1900 lü yılların başından itibaren dünyada artık beden işçiliğinin yetmediği ve bilgi işçiliğine ihtiyaç duyulduğu açıkça ortaya çıkmıştı. Bu durum 1940 ve 1980 li yıllar arasında iyice tavan yapmış bir durumdaydı. Yani bir mühendis ya da bir kimyager iseniz, standartların üzerinde maaş alır ve işsiz kalmak gibi durumunuz asla söz konusu olmazdı. Çünkü teknoloji gelişiyordu ve tüm Dünya, özellikle Avrupa çok hızı bir şekilde sanayileşmeye başlamıştı.


Durumun şimdi bu yüzyılda tam tersi olduğunu iddia etmiyorum. Ancak o günkü gibi de değil, şimdi bilgili insan sayısı oldukça fazla ama bu sefer şirketlerin istediği sadece bilgili insan değil.


Artık şirketler kuru bilgi istemiyor, yaratıcı beyinler istiyor, bu yüzden CV niz yeterli değil şirketler için. Bir iş başvurusunda bulunduğunuz da, hobileriniz soruluyor, boş zamanlarınızda nerelerde vakit geçirdiğiniz ya da ‘’Bir bitki olsaydınız ne olurdunuz?’’ gibi sorulara maruz kalıyorsunuz. Gerçek bu maalesef  









Şirketlerin bu bilgileri istemelerindeki amaç, Reankarnasyon’a inanmaları değil elbette. Sizin bilginiz kadar, fikirleriniz de önemli onlar için, bu yüzden o şirkete vereceğiniz ilhamla ve hayal dünyanız la ilgilenirler. Sadece bilgili olmak yetmiyor bu yüzyılda. Bilgi elbette olmazsa olmaz, ama tek başına yeterli değil artık.


Konuyu fazla uzatmayacağım, gerçek şu ki her şey değişiyor, insanların tüketim alışkanlıkları değişiyor. Alışveriş alışkanlıkları değişiyor. Buna paralel olarak şirketler ve yönetim anlayışları da değişiyor. Ancak asıl değişen şey bizleriz ve bakış açılarımız. Aynen şirketlerin değiştiği gibi, potansiyel çalışanlarında fikirleri değişiyor. Eskiden, bir üniversite okuyup bir sigortalı işe girdim mi tamam diyen insanlar, artık bunun çözüm olmadığının farkında, çünkü yaklaşık 40 yıl başkaları için çalışarak, emekliliği beklemek insanlara çok makul ve mantıklı gelmiyor.


Artık herkes her şeyi biraz biliyor. İnternet her türlü bilgiyi ayağımıza kadar getirdi. Bunun gibi bir çok sebep den dolayı, her gün biraz daha global leşen Dünyada,  insanların bize öğretilen, oku ve bir işe gir, emekli olursun, mantalitesinden giderek uzaklaştığı görülüyor. Artık insanlar düşük ücretlerle, bilgi işçiliği yapmak istemiyor. Hala büyük çoğunluk bunun farkına varmasa da, özellikle şu anda üniversite okuyan ve iş hayatına atılmaya hazırlanan gençlerin, büyük bölümü bunun farkında. Onlara göre  ‘’Kral Çıplak’’


Kral Çıplak